Aşk!
Bir kadını sevmek midir?
Güzelliğe mi kapılmaktır?
Hasretle yanmak mıdır?
Gönlü yakıp aleve dalmak mıdır?
Kaç bilinmeyenli denklemdir?
Nedir bu Aşk?
Aşk!
Zor bir sınavdır.
Ya Züleyha gibi yaşayarak bulursun
Ya Şems-i Tebrizi gibi arayarak.
Su gibi akar gider içinden bir şeyler
Doğruyu bulur sonunda yanılsa da hisler.
Öyle çeker ki seni bu terennüm
Kalbinin zikrini nefesinde hissedersin.
Değişmezsin hiçbir şeyi bu mutlana
Dünyayı arkaya itersin bu sonuca.
Aşk!
Acı çekmektir.
Kimi zaman gözyaşlarına boğulmaktır
Kimi zaman da ölümü nefesinde solumaktır.
Fazla kurcalama, bu batan güneşin kuyusu
Saklamıştır içinde kardeşlerinden Yusuf’u.
Et'e bürünür ruh, güzeldir kar beyaz saçların
Nefis ile yok olur gönlünde ki aşkların
Şehvet kaplar boş içini, seni ve nefsini
Cellâtlar darağacında keser nefesini
Aşk!
Tam teslimiyettir.
İnanmaktır.
İki bedende bir olmaktır.
Kimya'dır aşk
Sevmenin acısından ölmek demektir Kimya
Küçük bir kızın yüreğine bürünmektir aşk
Şems'in Kimya'sıdır o, abartısız ama tektir
Kadın yüreğiyle zorlukların üstesinden gelmektedir
Aşk!
Allah'ı sevmektir.
Onu sevmekle gelecek olan
Bütün belalara rağmen yine O'na yanmaktır.
Hayır yapraklarını sevinçle açmaktır
Muhabbetin şerbeti kaçmadan
Ve aşkın nur'u küle dönmeden
Havz-ı Kevsere dalmaktır.
22 Haziran 2009 Pazartesi
Bu Aşık "Ben"
Cihan kar etmiyor
İçimde ki bu derin suskunluğa
Bir çıkış arıyorum devamlı
Beni götürsün diye ebedi sonsuzluğa
Üzgünlük, bana eskilerden kalan bir uhdeydi
Bu çözemediğim, kaybedemediğim bir duyguydu
Soruları sorduğum anda değişti duygular
Geçiş olmalıydı eski ben'den yeni ben'e
Ben, eski ben değilim
Artık kötümser, isyankâr biri yok içimde
Benden beslenenleri öldürdüm
Ölüsünden yeni bir ben yazdım beyaz kâğıda
Baştan aşağı ben, içinde kara leke olmayan bir ben
Duygularını gözyaşlarına akıttıran yaslı ben
Kelimelerin yetersiz kaldığı anda da susan bir ben
Ben diye diye biz demeyi öğrenen bir ben
İşte o benim, biz de ki ben'i gören ben.
Birde hep kendimle uğraşırım ben
Uğraşacak neyim var ki kendimden başka
Ne buldukta ne kazandık bu zamanda aşkta
Ömür gidiyor, yaş haddinde
Siyah saç kalmadı ki bu ağarmış başta.
Sevilmeyen insanlardan yeriz yafta
Yaşarken yazıp-çizme çabası boşa
Öldükten sonra ünlenmemiş midir Franz Kafka
Beyinler bitik, entelektüeller olmuş hasta
Çok kitap okuyanlar hiç'e bürünmüş
Ego'lar tatmin olmamış, ruhlar yasta
Kelimelerin istemsiz çıktığı vakitte
Ne doğrular kalır ne de yalanlar yatsıyı bekler
Seyir halindedir sapanla benliklerine taş atanlar
Taarruzdadır taşlar, atanların başlarını yarar
Son sözde dönekleşir insan, şaşar ve de beşer
Acizdir o, inkâra rağmen cenneti ister.
Cevapları bulunca bir adım öne çıktım
Hakk'ı aradım, aradığım yollara sarıldım
Bende ki bu matem'i yolların tozuna serdim
Maskelerin büründüğü isyanı keşkelerle boşluğa saldım
Düşlerimi süsleyip, gördüğüm simaları hatırama aldım
Geçmişe bağlayan izleri gözyaşları ile sildim
Sonra ışığa bakıp tebessüm ettim
Ve dedim;
"Bu güzeli ben sevdim"
"Bu yolu ben seçtim"
"Bu ben'im"
"Bu bizde ki ben"
"Bu hamus ben"
"Bu âşık ben"
İçimde ki bu derin suskunluğa
Bir çıkış arıyorum devamlı
Beni götürsün diye ebedi sonsuzluğa
Üzgünlük, bana eskilerden kalan bir uhdeydi
Bu çözemediğim, kaybedemediğim bir duyguydu
Soruları sorduğum anda değişti duygular
Geçiş olmalıydı eski ben'den yeni ben'e
Ben, eski ben değilim
Artık kötümser, isyankâr biri yok içimde
Benden beslenenleri öldürdüm
Ölüsünden yeni bir ben yazdım beyaz kâğıda
Baştan aşağı ben, içinde kara leke olmayan bir ben
Duygularını gözyaşlarına akıttıran yaslı ben
Kelimelerin yetersiz kaldığı anda da susan bir ben
Ben diye diye biz demeyi öğrenen bir ben
İşte o benim, biz de ki ben'i gören ben.
Birde hep kendimle uğraşırım ben
Uğraşacak neyim var ki kendimden başka
Ne buldukta ne kazandık bu zamanda aşkta
Ömür gidiyor, yaş haddinde
Siyah saç kalmadı ki bu ağarmış başta.
Sevilmeyen insanlardan yeriz yafta
Yaşarken yazıp-çizme çabası boşa
Öldükten sonra ünlenmemiş midir Franz Kafka
Beyinler bitik, entelektüeller olmuş hasta
Çok kitap okuyanlar hiç'e bürünmüş
Ego'lar tatmin olmamış, ruhlar yasta
Kelimelerin istemsiz çıktığı vakitte
Ne doğrular kalır ne de yalanlar yatsıyı bekler
Seyir halindedir sapanla benliklerine taş atanlar
Taarruzdadır taşlar, atanların başlarını yarar
Son sözde dönekleşir insan, şaşar ve de beşer
Acizdir o, inkâra rağmen cenneti ister.
Cevapları bulunca bir adım öne çıktım
Hakk'ı aradım, aradığım yollara sarıldım
Bende ki bu matem'i yolların tozuna serdim
Maskelerin büründüğü isyanı keşkelerle boşluğa saldım
Düşlerimi süsleyip, gördüğüm simaları hatırama aldım
Geçmişe bağlayan izleri gözyaşları ile sildim
Sonra ışığa bakıp tebessüm ettim
Ve dedim;
"Bu güzeli ben sevdim"
"Bu yolu ben seçtim"
"Bu ben'im"
"Bu bizde ki ben"
"Bu hamus ben"
"Bu âşık ben"
Gitti Güzel
Gitti güzel...
Gitti didarımın nur timsali.
Gitti gözümün çiğ damla yaşı.
Gitti evet...
Nuh tufanı ile gitti ve gelmedi.
Suya gömüldü ama kaybolmadı,
O, sadece gitti.
Hiçbir şey almadı giderken ve hiçbir şey de vermedi susuzluktan kurumuş elime ve yalnız kalmış kimsesiz benliğime. Ne denizin karartısı gibi çılgın bir ben var içerimde ne de huzurun sessizliği gibi dingin bu kalp var göğsümde ki kafesin içinde. Ne pişmanlık ne de kızgınlık var lügatım da. Hissiz bir duvar neyse bu dökülen gözyaşları da öyle. Sert ve tepkisiz, yanaklarımdan süzülmesine rağmen...
Doyurmadı ki hiçlik beni, düşümde gördüm seni, kime anlatsam bu hisleri. Fazlalık ben'im diye düşünüp, düşündüm düşlerden ve nefes almaktan çıkmayı. Olmayacak şeylerle israf etmek istemedim bu sonu olmayan masalı. Balıklara sarkıtılan oltanın ucunda, denize yol alan kurban gibi çaresizim. Her halükarda sonlandırırlar sandım bu nefesimi. Fark etmedi. Her halükarda kaybettim geçmişimi, istediğimi ve gerçeğimi...
Ben birini sevdim.
Ve o birini kalbime gömdüm.
Şimdi, istesemde çıkaramıyorum, çıkartamıyorum.
Unutmak istiyorum, oda olmuyor.
Ben-kalbim ve sevgim varız ama o yok maalesef.
Sonra boşluğa düştüm.
Ve birini gördüm yine ama bu sefer o farklı biriydi.
Kalbim meyletti
Sevdim sandım
Nefsanî bir sevgi olduğunu kalbimin sızısıyla anladım
Kalbim hala eskideydi çünkü
Her şey'i sildim
Ama kalbimde ki hisleri silemedim.
Ve yine maalesef diyorum isteksizce.
İsteklerimi kenara bıraktım maaleseflerin acısı altında. "Yavuz" dedim kendi kendime, " 27'sin, hayatın ince çizgisindesin, yabani isteklerin içindesin, azgınlığının mutmain olmadığı bedenin içersindesin, bu işten muzdarip misin? Yoksa kendini kaybetmiş misin? Sen nesin? İstediklerinin kölesi misin yoksa boynuna halka takan tahammülsüzlüğünün esiri misin?" Soruların ve çıkmaz sokakların çıkmazı altında terledim. Nem'in %100'e vurduğu bu dünyalığın içinde boğuldum. Kapandı kapılar surata ve döndüm kendime, şu soruyu sordum , " Ben ne oldum?"
Sınavın çetindi, hep baraj altında ve sınırlarda tozdun. Sabretmedin, şükretmedin, çalışmadığın halde başarı istedin. Herkesin seni sevmesini bekledin. Kaybetmeyi istemedin ama kaybettin. Kaybedince de "Ah" dedin. O ah yetmedi sonra sana, onları "Keşke"'lere çevirdin. Eridin, büzüldün, üzüldün ama gerçeği göremedin. Sevgiyi kalbine nakşetmeyi öğrenemedin. Sevdiğini, sevginle tutmayı beceremedin…
Zaman denen kavram senin düşüncelerinle ve istediklerinle ilerlemiyor. Seni yönetemiyorsun zamanı, olanları, yaşadıklarını, yaşayacaklarını. Bu satırları bitirdikten sonra hayatta kalacağımız ne malum, nefes alabileceğin ne kadar kesin. Sen, o gelecek zamanı beklerken, bedenin içinde ki sen, şuan yok olabilir. Sayfaların karalandığı gibi karanlığa bürünüyor beyaz sayfaların aynı seni terk eden saçların gibi. Koş... Geriye koşmakla kurtulamazsın tökezleyeceğin taşlı yollardan. Koşmakla kaçamazsın canını yakan yanlışlardan. Dur... Şimdi dur, lütfen. İfrit'ine dur de. Nefsine dur de. Kendine dur de. Terk et içine aldığın gafleti, nefreti, pisliği, şehveti. Aklında olsun, sonlu hayatın, sonlandıktan sonraki gerçeği...
Zamanını iyi kullanamadın sen. İster geri sar ister ileri git, istersen koş istersen dur. Gafletin bürümüş kalbini, şehvetin kör etmiş sevgini, pisliğin bulamış nimetini, nefretin yok etmiş gerçeğini… Kaybettin sen ve gitti güzel…
Gitti güzel…
Gitti gönlümün son damlası.
Gitti ruhumun asi yanı
Gitti evet.
Susuz çöllere daldı ve geri gelmedi
Susuz kaldı ama susuzluktan ölmedi,
O, sadece gitti…
Yavuz TANRIVERDİ
Gitti didarımın nur timsali.
Gitti gözümün çiğ damla yaşı.
Gitti evet...
Nuh tufanı ile gitti ve gelmedi.
Suya gömüldü ama kaybolmadı,
O, sadece gitti.
Hiçbir şey almadı giderken ve hiçbir şey de vermedi susuzluktan kurumuş elime ve yalnız kalmış kimsesiz benliğime. Ne denizin karartısı gibi çılgın bir ben var içerimde ne de huzurun sessizliği gibi dingin bu kalp var göğsümde ki kafesin içinde. Ne pişmanlık ne de kızgınlık var lügatım da. Hissiz bir duvar neyse bu dökülen gözyaşları da öyle. Sert ve tepkisiz, yanaklarımdan süzülmesine rağmen...
Doyurmadı ki hiçlik beni, düşümde gördüm seni, kime anlatsam bu hisleri. Fazlalık ben'im diye düşünüp, düşündüm düşlerden ve nefes almaktan çıkmayı. Olmayacak şeylerle israf etmek istemedim bu sonu olmayan masalı. Balıklara sarkıtılan oltanın ucunda, denize yol alan kurban gibi çaresizim. Her halükarda sonlandırırlar sandım bu nefesimi. Fark etmedi. Her halükarda kaybettim geçmişimi, istediğimi ve gerçeğimi...
Ben birini sevdim.
Ve o birini kalbime gömdüm.
Şimdi, istesemde çıkaramıyorum, çıkartamıyorum.
Unutmak istiyorum, oda olmuyor.
Ben-kalbim ve sevgim varız ama o yok maalesef.
Sonra boşluğa düştüm.
Ve birini gördüm yine ama bu sefer o farklı biriydi.
Kalbim meyletti
Sevdim sandım
Nefsanî bir sevgi olduğunu kalbimin sızısıyla anladım
Kalbim hala eskideydi çünkü
Her şey'i sildim
Ama kalbimde ki hisleri silemedim.
Ve yine maalesef diyorum isteksizce.
İsteklerimi kenara bıraktım maaleseflerin acısı altında. "Yavuz" dedim kendi kendime, " 27'sin, hayatın ince çizgisindesin, yabani isteklerin içindesin, azgınlığının mutmain olmadığı bedenin içersindesin, bu işten muzdarip misin? Yoksa kendini kaybetmiş misin? Sen nesin? İstediklerinin kölesi misin yoksa boynuna halka takan tahammülsüzlüğünün esiri misin?" Soruların ve çıkmaz sokakların çıkmazı altında terledim. Nem'in %100'e vurduğu bu dünyalığın içinde boğuldum. Kapandı kapılar surata ve döndüm kendime, şu soruyu sordum , " Ben ne oldum?"
Sınavın çetindi, hep baraj altında ve sınırlarda tozdun. Sabretmedin, şükretmedin, çalışmadığın halde başarı istedin. Herkesin seni sevmesini bekledin. Kaybetmeyi istemedin ama kaybettin. Kaybedince de "Ah" dedin. O ah yetmedi sonra sana, onları "Keşke"'lere çevirdin. Eridin, büzüldün, üzüldün ama gerçeği göremedin. Sevgiyi kalbine nakşetmeyi öğrenemedin. Sevdiğini, sevginle tutmayı beceremedin…
Zaman denen kavram senin düşüncelerinle ve istediklerinle ilerlemiyor. Seni yönetemiyorsun zamanı, olanları, yaşadıklarını, yaşayacaklarını. Bu satırları bitirdikten sonra hayatta kalacağımız ne malum, nefes alabileceğin ne kadar kesin. Sen, o gelecek zamanı beklerken, bedenin içinde ki sen, şuan yok olabilir. Sayfaların karalandığı gibi karanlığa bürünüyor beyaz sayfaların aynı seni terk eden saçların gibi. Koş... Geriye koşmakla kurtulamazsın tökezleyeceğin taşlı yollardan. Koşmakla kaçamazsın canını yakan yanlışlardan. Dur... Şimdi dur, lütfen. İfrit'ine dur de. Nefsine dur de. Kendine dur de. Terk et içine aldığın gafleti, nefreti, pisliği, şehveti. Aklında olsun, sonlu hayatın, sonlandıktan sonraki gerçeği...
Zamanını iyi kullanamadın sen. İster geri sar ister ileri git, istersen koş istersen dur. Gafletin bürümüş kalbini, şehvetin kör etmiş sevgini, pisliğin bulamış nimetini, nefretin yok etmiş gerçeğini… Kaybettin sen ve gitti güzel…
Gitti güzel…
Gitti gönlümün son damlası.
Gitti ruhumun asi yanı
Gitti evet.
Susuz çöllere daldı ve geri gelmedi
Susuz kaldı ama susuzluktan ölmedi,
O, sadece gitti…
Yavuz TANRIVERDİ
Gün bugün,Yarın çok geç
Çok kısa yazıyorum bu sefer!
Tükenmedim, yanlış anlama benliğim.
Uzun uzadıya anlatılmaz benim derdim...
Gün bugün.
Yarın çok geç,
Gelecek hiç gelmeyecek.
Sevmek bir nimet,
Aşk bir hikmet,
Sana uzatılan bu eli seç.
Gel,
Gitme uzaklara,
Ellerimi açtım semaya.
Gözler yaş oldu aktı,
Çıkamadım yarına.
Ben dündeyim,
Dünde kaldım.
Bıraktığın yerdeyim,
Seni beklemekteyim.
Ne olursun gel,
Seni özlemekteyim.
Zaman kısa,
Yaşlandı ruhum,
Beyazladı saçlarım.
Dayanmakta zorlanmaktayım,
Eskilerden medet ummaktayım,
Sevmenin ceremesini
Acılarla atlatmaktayım.
Darmadağın olmanın
Sonucuna
Çaresiz katlanmaktayım.
Gün, dündü.
Bugünden geçti
Yarın hiç olmadı
Gelecek ise,
Şimdiden sonlandı…
Tükenmedim, yanlış anlama benliğim.
Uzun uzadıya anlatılmaz benim derdim...
Gün bugün.
Yarın çok geç,
Gelecek hiç gelmeyecek.
Sevmek bir nimet,
Aşk bir hikmet,
Sana uzatılan bu eli seç.
Gel,
Gitme uzaklara,
Ellerimi açtım semaya.
Gözler yaş oldu aktı,
Çıkamadım yarına.
Ben dündeyim,
Dünde kaldım.
Bıraktığın yerdeyim,
Seni beklemekteyim.
Ne olursun gel,
Seni özlemekteyim.
Zaman kısa,
Yaşlandı ruhum,
Beyazladı saçlarım.
Dayanmakta zorlanmaktayım,
Eskilerden medet ummaktayım,
Sevmenin ceremesini
Acılarla atlatmaktayım.
Darmadağın olmanın
Sonucuna
Çaresiz katlanmaktayım.
Gün, dündü.
Bugünden geçti
Yarın hiç olmadı
Gelecek ise,
Şimdiden sonlandı…
Hani Bazen
Hani bazen söz biter ya!
Ne söylenecek,
ne duyulacak bir söz.
Kelimeler,
konuşmalar yitirmiştir anlamını.
Ufukta ayrılıktır görünen.
Kelimeler içi boş,
Kelimeler anlamsız.
Uygun bir anlatım yoktur,
anlatmaya seni,
anlatamazsın da kendini.
Hani bazen söz biter ya,
söylenmiştir her şey,
ve kullanılmıştır tüm sevgi sözcükleri.
Dünyanın tüm dillerinde,
ve tüm hüzünlü sözcükler hizmet etmiştir sana.
Geriye dönüp baktığında,
anlaşılamamış olmanın derin kederinden,
yalnız kalmanın buruk acısından başka yoktur elde kalan.
Ne umut kalmıştır ayrılığın acısına,
ne ufukta sevgili.
Hayali bile lüks,
o bile gelmez hatırana.
Hani bazen söz biter ya SEVGİLİ,
ne söylemeli ki.
Yaş ömrün yarısına dayandığında,
ne anlamı vardır yaşanılanların.
Sözcükler hizmet etmez sana,
anlatamazsın.
Derdin öyle çok,
karmaşıktır ki dünyan,
tarife sığmaz,
aktaramazsın yazıya da.
Bir volkan,
yazıyla anlatılabilir mi sevgili!
Resmini çizsen anlaşılmaz.
Ve senin, aciz harflerden başka,neyin var sığınacak.
Hani bazen söz biter ya,
vakit akşam alacası, ayrılıktır.
Oturup beklersin,
akşamlar versin sana geri.
Ne o gelir, bekle dur.
İçin sığmaz,
taşar duyguların,
ağlamaklı haller; ağlarsın.
Ayrılık ağır, sen yorgun,
vakit geçmiş, ömrün yarısında durulmuş geçkin zamanlar.
Ne sen geri getirebilirsin hayatı, ne onu...
Hani bazen söz biter ya,
geçer gider önünden salınarak,
bakarsın.
Sen gidersin ya inadına,
Ben beklerim sevgili.
Sokaklar bana çalışır o saatlerde,
Seni beklerim.
Her adımını bildiğim sokaklarda,
Köşe başlarını ben tutarım,
Gelmezsin işte, beklerim.
Seni beklerim,
o karanlık sokaklar bana çalışır sevgili.
Hani bazen söz biter ya,
Hüzün sarar bedenimi,
bırakmaz geceler beni uykuya,
dalar gider
düşünürüm seni.
Sen varsındır,
düşüncelerimde olsun, bırakmam düşünürüm, bırakmam seni sevgili.
Hani bazen söz biter ya,
geceler düşman,
sen uykuda,
melekler gibi saf,
temiz bir dünyada.
Yat uyu,
Ben düşünürüm seni....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
